kereste
@kereste@efelsefe.com
- Comment on İnsanlar hayvan (mı)? 1 year ago:
Hatta o kadar ileri gitmişiz ki, kendi uydurduğumuz hayali tanrının/tanrıların rızasını almak için her sene hayvanları katlediyoruz (nam-ı diğer kurban bayramı). Bu saçma sapan ritüel insanlık kadar eskilere dayanır.
- Comment on İnsanlar hayvan (mı)? 1 year ago:
Havyanlar ve insanlar (bir hayvan türü) arasındaki ilişki kadar çarpık bir şey yok gibi. İnsanlar bir yandan bazı hayvanları el üstünde tutarken, bazılarına kötü muamele yapıyor ve gözünü kırpmadan öldürüp afiyetle mideye indiriyor. Mesela mevzu kedi, köpek olunca bunlar insanın en iyi dostu olarak görülür, hatta öldüklerinde arkalarından ağıtlar yakılır, göz yaşları akıtılır. Diğer yandan mesela keçi, koyun, sığır, domuz veya tavukları sadece besin kaynağı olarak görüyoruz. Bunları çok kötü şartlarda dar kümeslere tıkıyoruz, kapalı ahırlarda tutuyoruz. Bununla da yetinmeyip sırf zevk uğruna dağda, bayırda, ormanda hayvanları avlıyoruz.
Hayvan olduğumuz kesin, ama bazı yanlarımız pek hoş değil. Bazen kendi türümde olan bu insanlardan nefret etmiyor değilim.
Dipnot: Gerçi Uzak Doğu´da yamyamlık derecesinde her türlü hayvanı yiyenler var, ama bu başka bir konu ve genel anlamda kedi veyahut köpekler bir hayli torpilli diyebiliriz.
- Submitted 1 year ago to genel-alanlar@efelsefe.com | 3 comments
- Comment on 3 kelime, bir kısa hikăye 4 years ago:
Bel
Yaşlılıktan mı işinden mi yoksa yataktan mı...pek emin değildi. Üzerinde yattığı yatağı alalı 10 seneden fazla olmuştu herhalde. Ortası bir hayli çukurlaşmıştı ve içindeki yaylar da gıcırdayıp duruyordu. Emin olduğu tek şey, her sabah kalktığında belinin ağrımasıydı. Önceleri pek umursamıyordu ancak son zamanlarda ağrılar çoğalmıştı. Ayrıca uzun senelerden beri yaptığı iş de bel için pek uygun değildi. Bunu nihayet kabul etmek zorunda kalmıştı, çünkü günde 4-5 saat masa başında ekranın karşısında oturmak zorundaydı.
Evet...görünen o ki, elinde iki seçenek vardı. Masa başındaki işini bırakmak ve belini zorlamayan başka bir iş bulmak veya yeni bir yatak almak. Birincisini uygulaması mümkün değildi, çünkü bu mesleğe yıllarını vermişti ve başka bir işte şimdiki aldığı ücreti alacağını hiç zannetmiyordu. Emekliliğine de daha bir hayli vardı.
Yatak magazasının vitrinine bakarken bunları düşünüyordu ve nihayet magazaya girmeye karar verdi. İyi ve kaliteli bir yatak almalıydı, bakarsın şu lanet bel ağrısına belki bir parça faydası olurdu.
Kelimeler: Bel, yatak, iş
- Comment on 3 kelime, bir kısa hikăye 4 years ago:
Yol
Yağmur hafifçe çişeliyor, hava parçalı bulutlu ve şu lanet olası trafik hiç kımıldamıyor. Bir an önce eve varmak için otobanı kullanayım dedim, demez olaydım. Güya otoban, güya hızlı yol. Yağmurlu havada şehir içindeki yollardan hiçbir farkı yok, her tarafta yığılma var. Gitsen gidemiyorsun, çıkmak istesen çıkamıyorsun. İş yorgunluğu yetmiyormuş gibi, al sana mis gibi bir yol yorgunluğu.
Yağmur yağınca ne değişiyor, hălă anlamış değilim. Hava güneşli olunca durum tamamen farklı; aynı yolda, aynı zamanda hiç yığılma olmuyor. Öndeki arabaya odaklanmaktan müzik sesi bile ızdırap gibi geliyor. Camlar yine buharlanmaya başladı; klimayı açmaktan başka bir çare yok, çünkü pencereyi açmaya kalksam, bu sefer içerisi ıslanacak.
Yarım saatlik yol şimdi en azından bir saat sürer. Bu kesin. En iyisi mi bizim hatunu arayayım da meraklanmasın; 10 dakika geciksem, hemen beni arar. O beni aramadan, ben onu arayayım bari.
-"Alo?"
"Benim!"
"Bre herif, nerede kaldın böyle? Yemekler soğuyor!"
" Bırak soğusunlar."
"N´oldu gene?"
"Gözün kör mü, pencereden dışarıya bir baksana!"
"Biraz yağmur yağıyor."
"Evet, şu lanet yağmur yüzünden eve hep geç geliyorum ve 2 haftadır sıcak yemek yiyemiyorum."
"Aman..aman. Hava güzel olunca zamanında geliyorsun sanki. O zaman da eve gelmeden kahveye dalıyorsun."
"Yine başlama hatun. Sen yemekleri şimdiden ısıtmaya başla, çünkü trafik çözülmeye başlıyor galiba."
Kelimeler: Trafik, yağmur, yemek
- Comment on 3 kelime, bir kısa hikăye 4 years ago:
Aşkım
Kadın hiddetle "Bre canı çıkmayasıca!" diye koltukta şekerleme yapan kocasına çıkışır. Adam neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette gözlerini aralar. Karşısında sinirlenmiş bir vaziyette dikilmiş olan karısını görür ve "Yine n´oldu aşkım?" diye sorar. Kadın daha da öfkelenir: "Aşkın batsın. Sen burada keyif yaparken benim başıma gelmeyen kalmadı."
"Yine pazara mı gittin aşkım?"
"Tabii gittim, çünkü mutfakta yiyecek bir şey kalmamış. Sen sadece tıkınmak ve uyumakla meşgulsün."
"Öyle deme aşkım. Bana söyleseydin, ben hepsini hallederdim."
"Güldürme beni. Hallerdermiş...miş. En son halletmeye çalıştığında ne olduğunu gördük. Hatta sana alışveriş listesi bile vermiştim."
" Aşkım, yolda giderken listeyi düşürmüşüm. Ben de aklımda kalanları almıştım yanılmıyorsam."
" Listede olmayanları ve ne kadar gereksiz şey varsa alıp gelmiştin. Muz almıştın, hem de yeşilinden."
"Satıcı yeşil muzların kabuza iyi geldiğini söylemişti. Hatırlarsın o hafta bağırsaklarım pek iyi çalışmıyordu."
" Peki, gözleri göçmüş ve neredeyse kokmaya başlayan o balıklara ne demeli?"
"Aşkım, pazarda gayet iyi gözüküyorlardı. Ben de anlamadım o hale nasıl geldiler."
"Sen anca uyumasını bilirsin zazen. O kokmuş balıkları çöpe atmak zorunda kalmıştık. Senin beceriksizliğin yüzünden o hafta mahallenin kedileri de bayram etmişti. O günden beri hepsi bizim kapıya dadandı. Ne zaman alış verişten dönsem, kapının önüne dikiliyorlar."
"Aşkım, kızma onlara."
"Aşkın batsın. Demin onların yüzünden dengemi kaybedip düştüm zaten. Elimdeki torbalar da yere düştü. Tüm kediler torbalara hücum etti ve hălă onları didikliyorlar."
"Aşkım, ben hallederim."
"Bana yine balık ve muz getireyim deme!!"
Kelimeler: Balık, pazar, muz
- Submitted 4 years ago to genel-alanlar@efelsefe.com | 3 comments